İnsan hayatı, sevinçlerle olduğu kadar imtihanlarla da örülüdür. Kimi zaman hastalık, kimi zaman maddî sıkıntı, kimi zaman da beklenmedik musibetlerle karşı karşıya kalırız. İşte bu noktada İslâm, insanı çaresizliğe terk etmez; aksine ona hem maddî hem de manevî korunma yolları gösterir. Bu yollardan biri de “def-i belâ” niyetiyle yapılan ibadetlerdir.
Def-i belâ, yani belayı uzaklaştırma düşüncesi; dua, sadaka ve kurban gibi ibadetlerle Allah’a yönelmeyi ifade eder. Bu, kaderi değiştirmekten ziyade, Allah’ın rahmetini celbetme ve musibetlerin hafiflemesine vesile olma niyetidir. Kul, Rabbine yöneldikçe hem kalben huzur bulur hem de ilâhî lütfa daha fazla mazhar olur.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), sadakanın bu konudaki önemine dikkat çekerek, “Mallarınızı zekâtla koruyun, hastalarınızı sadaka ile tedavi edin ve belaya karşı duayı hazırlayın” buyurmuştur. Bu hadis, sadakanın yalnızca fakirin ihtiyacını gidermekle kalmayıp, veren kişi için de bir koruyucu kalkan olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Kurban ibadeti de bu bağlamda ayrı bir yere sahiptir. Her ne kadar kurbanın asıl vakti Kurban Bayramı olsa da, ihtiyaç hâlinde ve farklı niyetlerle nafile kurban kesmek, İslâm âlimleri tarafından caiz görülmüştür. Def-i belâ niyetiyle kesilen kurban da bu kapsamda değerlendirilir. Buradaki esas, kurbanın bir “sigorta” gibi görülmesi değil, Allah’a yakınlaşma vesilesi olarak anlaşılmasıdır.
Unutulmamalıdır ki, İslâm’da yapılan hiçbir ibadet otomatik bir sonuç garantisi sunmaz. Sadaka verdim diye hiç sıkıntı yaşamayacağım veya kurban kestim diye başıma hiçbir musibet gelmeyecek demek doğru bir yaklaşım değildir. Ancak bu ibadetler, kulun Allah katındaki değerini artırır, belaların hafiflemesine veya farklı şekillerde bertaraf edilmesine vesile olabilir.
Ayrıca bu tür ibadetler, toplumda yardımlaşma ve dayanışma ruhunu da güçlendirir. Kurban sayesinde ihtiyaç sahipleri et görür, sadaka ile fakirlerin yüzü güler. Böylece bireysel ibadetler, toplumsal rahmete dönüşür.
Sonuç olarak, def-i belâ için kurban kesmek, sadaka vermek ve dua etmek; İslâm’ın tavsiye ettiği hikmetli davranışlardandır. Bu ibadetleri yerine getirirken asıl niyetimiz; Allah’a sığınmak, O’ndan yardım dilemek ve kulluğumuzu samimiyetle ortaya koymak olmalıdır. Çünkü gerçek korunma, yalnızca O’nun kudretiyledir.
Belalar karşısında yapılacak en güçlü şey; tevekkül, dua ve salih amellerle Rabbimize yönelmektir. İşte o zaman, görünmeyen nice hayırlar hayatımıza dahil olur.
Yorumlar